Furtherial: Başka Bir Dünyanın Müziği

Birbirinden farklı, ortak paydaları çok, dört güzel insanın müziğinden doğan Furtherial ile biri eksik sıcak, samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Grubun büyük çoğunluğunu Taksim Dorock Bar’daki haftanın iki gününe taşan, Razor cover grubuyla gerçekleştirdikleri yoğun sahne performanslarından tanıyanlarınız muhakkak olacaktır. Yeni albüm hazırlığında olan grup müzisyenleriyle; yaptıkları, anlatmak istedikleri ve gözlemleri üzerine birçok konuyu bir araya getirdiğimiz sohbetimizi sizlerle iki bölüm halinde paylaşacağız. 

Vokal ve gitarda Başer Çelebi, elektro gitarda Bora İnce, bas gitarda Önder Işkın ve davulda Berkay Yıldırım’ın varlık gösterdiği Furtherial’ı kendi cümleleriyle, birbirleriyle ve müzikle kurdukları iletişimle tanıyalım… 

13227454_10154262541022755_201933674715858655_o.jpg
Grubun ikinci albümü Un Mondo Infinito 

Perhaps you pronounce this sentence against me with greater fear than I receive it…  

[Giordano Bruno]

İsimden girelim biraz… Furtherial nasıl Furtherial oldu?

Başer: İsminin geçmişi ne… Furtherial ismi, İngilizcede “Far”ın comparative hali “Further”, Further’dan türeyen bir isim. yani çok böyle dil bilgisi kuralına uygun da olmayabilir de…

Bora: Öyle bir şey yok zaten normalde.

Başer: İşte, Empire Imperial oluyor mesela, Further da Furtherial olabilir mantığıyla öyle bir türetme oldu. Çok isim arıyorduk o sıra, bir şey de bulmak zorundaydık çünkü artık böyle net bir anlama gelen isimli grupların hep isimleri belli. Bilinen gruplar bunlar. Atıyorum, Duman işte… Duman var. O yüzden türetme isim daha mantıklı geldi. Furtherial bir de internet adresi filan alırken çok rahatlık yarattı bize.

Bora: Aynen, aratınca yalnızca biz çıkıyoruz Furtherial olarak. O da bir düşünce yani.

Başer: Tek olması, Metallica gibi işte yani…

Bora: Extinction’dan mesela beş tane grup var. Bir de hangi Extinction diye bakıyorsun (grubun ilk ismi).

Başer: Bir de mesela Extinction’ken biz, başka Extinction yoktu. Biz zamanla böyle oyalana oyalana, uzun süre bir şeyler üretmedik ve Extinction isimli gruplar türedi. Biz de işte onların arasından sıyrılamadık. Razor’da da öyle bir şey var (grubun her hafta Dorock Bar Taksim’de cover yaptığı grubu). Razor da işte zaten yurtdışında daha önceden öyle bir grup varmış 80’lerde. Bizim cahilliğimiz ne kadar metal dinliyor olsak da. Bir de çok internet kullanmadığım zamanlardı benim, sadece msn (Messenger) kullanıyordum (gülüyor). O yüzden çok dünyadan haberim olmadı. Yani mutlaka bir isim düşünüyorsun, o isim var. Ama türetilmiş bir isim olunca onun olma ihtimali biraz daha düşük olmuş oluyor.

Kaçıncı albümü hazırlıyorsunuz?

Başer: Üçüncü olacak. Ondan önce de bir EP çıkaracağız. Hani o sürede insanlara bir şey verelim, uzun süre materyalsiz bırakmayalım dinleyiciyi diye. Üç yeni şarkı, iki de eski şarkılardan, ilk albüm ve ikinci albümden birer tane parçanın akustik versiyonu olacak. Yani beş şarkılık bir EP olacak 20 dakikanın üzerinde.

İkinci albüm konsept bir albüm, bir hikayesi var. Nasıl çıktı o konsept fikri, neler var? Biraz anlatır mısınız albümü bilmeyenler için?

Başer: Konseptte (düşünüyor), şarkılar zaten sözsel olmasa da müzikal olarak hikaye anlatır gibiydi. Ve hani birbirinden müzikal anlamda çok bağlantısı olmayan şarkılar da vardı. Yani aynı albümde tarz olarak farklılıklar gösteren şarkılar var. İlk albümde de var ona benzer şeyler ama üçüncü de yok mesela… Biraz daha tutarlı kendi içerisinde. Biz de ikinci albüm için aslında genel bir konsept düşünüyorduk, sonra yedi tane farklı şarkıya yedi tane farklı karakter oluşturalım istedik. Bu karakterlerin de hepsi…

Bora: İlk şeyden çıktı aslında, ilk Bruno’yu yollamıştın sen onun üstünden gidelim diye (Giordano Bruno’ya atıfta bulunan parçaları Beneath The Stars’dan bahsediyor)… Sonra, yedi farklı şarkı yedi farklı karakteri düşününce Bruno gibi hikayeler bulmaya çalıştık tarihten.

Başer: Ya aslında, en başında fikir öyleydi de Bruno biraz ilham kaynağı oldu diyelim. O da işte Berkay ile konuşurken çıktı ortaya. Seksenlerde çekilen Cosmos’un 2010’lu yıllar versiyonu var, Neil Degrasse Tyson’ın sunduğu… Orada ilk bölümde anlatılıyor Bruno. İşte bir rahip, ama evrenin sonsuz olduğunu düşünüyor ve bunu kanıtlamak üzerine bilimsel, astronomik birkaç çalışması var. Aslında hem ilim insanı, hem de bilim insanı bir yerde. Belli birtakım spekülasyonlar da var. Aslında, bilim değil de adam büyücüymüş de işte o yüzden yakılmış filan…

Bora: Aslında din adamı ama o zamanki inanışa alternatif bir inanış sunuyor.

Başer: Günümüzün bağnazları da adamı o şekilde kabul ettirmeye çalışıyor. Biz adamı diri diri yaktık, bu işkenceleri yaptık, demektense, yok zaten o büyücüydü bilmem ne gibi…

Berkay: Zaten İngiltere’deki konseye çağırıldığında şey diyor, ben tanrıyı farklı algılıyorum siz tanrıyı çok küçümsüyorsunuz, diyor. Hani sonlu evren, sadece dünya merkezli evren, küçük bir evren tasavvur ediyorlar ya onlar… En son odadan çıkarken öyle diyor, siz tanrıyı çok küçümsüyorsunuz hayal kırıklığına uğradım, filan. Aslında din adamı gerçekten de…

Bora: Zaten o dönemde ateizm diye bir kavram çok yok…

Berkay: Newton da aşırı dinci çok problem yok aslında…

Bora: Einstein bile ateist değil…

Berkay: Önemli olan burada, yakılması yani…

Başer: Adamın kafasının bu toplumdan birkaç level üstte çalışması… Bu yüzden de toplum tarafından ve toplumdaki kuralları koyan kesimler tarafından işkence görmeleri ve tehlikeli görüldükleri için bir şekilde öldürülmeleri. Ama kolay ölüm değil, kötü yoldan ölüm cezası verilmesi bu insanlara…

Başka kimlerin hikayeleri var peki albümde?

Başer: Bir tane konseptle çok bağlantılı olmayan, ama yine albüme koyduğumuz bir kadın karakter var. Boadicea diye geçiyor, Budika diye de geçiyor.

Bora: Albümün ikinci parçası…

Başer: Bir kadın karakter bu. Roma İmparatorluğu döneminde…

Bora: İngiltere’de İceni diye geçen bir kabile…

Başer: Oradaki bir kraliçe. Kral da Roma İmparatoru o zamanlar birlik beraberlik içerisindeler ve Roma İmparatoru’nun bir sözü var; ‘Kral olmasa bile bir şekilde bu kabileye sahip çıkılacak’…

Bora: Otonomisi tanınacak gibi…

Başer: Evet. Adam ölür ölmez zaten direkt ülkeye giriyorlar, haşat ediyorlar herkesi, kadınlara tecavüz ediyorlar… Kadın bir şekilde bu çeteleri, derebeylikleri toplayıp Roma İmparatoru seferdeyken, Roma’nın ortasına kadar giriyor. Roma’yı yakıyor, yıkıyor, intikamını alıyor bir şekilde. Onla da işte bizim Furtherial’ın ana karakterine, masalcıya bağlamaya çalıştık. Storyteller diye geçiyor. Fairyteller diye de geçiyor. Masalcı aslında (Storyteller’a ilk albümden bir şarkı olarak rastlıyoruz ilk olarak, ikinci albümde ise The Further da yine masalcıyı anlatıyor). Onunla yaptığı bir antlaşma sonunda intikamını alabiliyor ve bir şekilde öfkesini dindirdikten sonra, onun yanına geri gidiyor. Bu işte en son şarkıda da (The Further) anlatılan masalcı herkesi yanına alıyor. Onun misyonu zaten, ölmekte olan insanların son dakikalarında onların hayallerini yaşatmak. Bir hayal olarak dahi olsa… Ve kendi cennetine almak. Bizim bildiğimiz cennet gibi bir yer değil de onun yarattığı, kendi varlığını sürdüğü hayali bölge, hayali dünya… Hallac-ı Mansur var… Hallac-ı Mansur da din bilgini yine. Ama bilindik din kalıplarından ziyade tanrının insanların içinde, benliğinde olduğunu dile getiriyor ve adamın canlı canlı derisini yüzüyorlar. Böyle dedi diye… Bunun gibi işte daha Hezarfen var, Sokrates var, Hypatie var, yani hepsi önemli karakterler tarihte…

Peki, ilk albüm ve ikinci albüm arasında belirli bir sound farkı var mı? Müzikal olarak da bir değişikliği getirdi mi bu konsept albüm?

Başer: Getirdi.

Berkay: Konsepten kaynaklı mı bilmiyorum, o konsept olmasaydı, konseptsiz albüm çıksaydı da illa müzikal bir değişim olacaktı. Çünkü büyüyoruz, ne bileyim yaşlanıyoruz. Birinci albüm, ikinci albüm arası bir sürü olay yaşıyorsun. Bu da ister istemez yaptığın şeylere yansıyor. illa olur sound değişimi, ikinciyle üçüncü arasında da olabilir bir sound değişimi. Sound derken kalite anlamında demiyorum yani…

Başer: Ya ilk albümün şarkıları arasında bile var.

Berkay: Tabii canım…

Başer: İlk albüm, nerden baksan yedi senelik bir süreç.

Berkay: Evet…

Başer: O kadar sene içerisinde insanın müzikal anlayışı epey değişiyor. Onun dışında ilk albümden ve ikinci albümden birbirine yakın tınlayan şarkılar da var. Zaten konserlerde onları daha fazla çalıyoruz ediyoruz. İşte ilk iki albüm külliyatsa, üçüncü albüm ve EP bizim daha güncelimizi yansıtacak. Onu da heyecanla bekliyoruz…

Unutmadan, ikinci albümün kapak çizimlerini kim yapmıştı?

Bora: Gençay Aytekin yaptı. Zaten tasarımcı olan bir arkadaşımız, kendine has bir tarzı olan adam.

Berkay: Hastasıyız…

Bora: Gördüğün zaman ona ait olduğunu anlıyorsun yani çizimin…

Nerelerde konser verdiniz şimdiye kadar?

Bora: E Dorock Bar’da birçok defa çaldık tabii. Üniversite festivallerinde çaldık birkaç defa. Son zamanlarda onlar da azaldı tabii. En düzgünü Romanya ve Hi-Voltage Festival oldu.

Berkay: Dorock var abi… Sonra bir de Dorock var… Dorock turnesi var abi… (gülüyorlar)

13225235_10154135972008788_699786781_o.jpg

Romanya macerasına gelelim mi? Nasıl gelişti Romanya’da bir festivalde çalma işi?

Bora: Romanya… Başer’in de bizim de orada yaşayan bir arkadaşımız var, Faik. Festivali düzenleyen insanlarla da arkadaş Faik. O bize bir önceki sene de söylemişti…

Başer: İlk albüm çıktıktan sonra, bizim zaten gitme durumumuz olacaktı.

Bora: O sene yol paramızı karşılayamamıştı organizasyon…

Başer: Karşılayamamışlardı… Bir de galiba o zamanki bas gitaristimiz Tayland’daydı, Türkiye’de değildi. Sıkıntılı durumlar vardı. Ama ana problem ekonomik boyutuydu işin.

Seyircinin performansı nasıldı? Burayla da biraz kıyaslarsanız…

(Hep bir ağızdan oldukça farklı olduğunu dile getiriyorlar)

Bora: Burayla çok fark var. Şimdi bir kere, organizasyon biz orada çalacağız diye vize işlerini vs hallettiler. Vize parası ödemedik. Hani burada koskoca Kreator gelince adamların kamyonlarını gümrükten geçirmiyorlar… Burda bir kıyıda köşede kalmış, genel şeye bakınca, orda bir festivalde çalacağız diyince, konsoloslukta öğrendik kağıda kültürel etkinlik dedin mi vize parası almıyorlar senden…

Berkay: Zaten bakanlıktan davetiye gönderdiler…

Bora: Bir de bu olayı devlet yapıyor bu arada (Romanya’yı kastediyor).

Berkay: Bak şu çok önemli; biz iki kere gittik biliyorsun. İlkinde çalamamıştık. Çalamadığımız, iptal olan festivalin parasını geri almışlar bakanlıktan. Düşünebiliyor musun böyle bir şey olduğunu Türkiye’de…

Başer: Ulusal yas ilan edildikten sonra bir de… Bu açıklarını kapatabiliyorlar, bu da çok önemli bir şey.

Bora: İşte orada yangın çıkıp insanlar ölünce filan, hükümet istifa etti. Biraz fark var yani.

Başer: Seyirci olarak da benim gözlemlediğim, burada Hi-Voltage’da çalmıştık, 2014’dü. Hi-Voltage’da çaldığımızda, buradaki genç kitle zaten çok ateşli ve çıkan her grubu, çok büyük grup gibi görmeye meyilliler. Tabii bunda performansın etkisi mutlaka var. Çıkıp kötü çalsan ona da rağbet göstermeyecekler ama, genç kitlenin çok olduğu yeni festivallerde katılım da güzel oluyor gerçekten. Orada da genç bir kitle vardı.

Bora: Bayağı bir vardı.

Başer: Bir on sekiz yaş sınırı yoktu en basitinden anladığım kadarıyla. Ama her yaş grubundan insan vardı ve kalabalıktı. Benim dikkatimi çeken, biz daha sahneye çıkmadık, ismimiz anons edildi, tek bir nota çalmamışız, millet bizi bekliyor böyle, tezahüratlar filan… Sanki biz oranın grubuymuşuz da daha önce birkaç defa çalmışız gibi…

Biliyorlar mıydı peki sizi önceden?

Berkay: Bir tanıtım illa ki oldu ama…

Başer: Ne bileyim, Beneath The Stars diye bağıran oldu… Romanyalı tanımadığım biri…

Berkay: Konserden evvel adam açıp dinlemiştir kim bunlar diye.

Başer: Tabii canım, onu beklemiş adam… Bizde böyle bir şey mümkün mü abi? Grupların isimlerini google’a bile yazmıyor insanlar. (gülüyorlar) Festivale geliyor, aaa bakıyor bir dinliyor iki dinliyor…

Berkay: Jüri seyirci.

Başer: Hah… Biz de öyle bir kültür yok. Yaş bir de daha küçük bir yerleşim yeri. Romanya’nın Bükreş’i değil.

Berkay: Enteresan şekilde, Bucovina’yla birlikte çıktık biz. Festivalde beraber çaldığımız gruplardan biriydi…

Başer: Bucovina da Yaş’ın, Romanya’nın hatta Pentagram’ı gibi…

Berkay: Çok daha iyi geçti bizim konser onlarınkinden. Seyirci reaksiyonu filan çok güzeldi. Onlardan çok daha iyiydi, garip yani…

Romanya dönüşü burada bir farklılık yaşadınız mı peki?

Berkay: Tabii ki olmadı.

Bora: Yani bizi takip edenler, arkadaşlar filan gelip ‘aaa nasıl geçti?’ diye soran oldu tabii. Ama kariyer olarak, bunlar Romanya’da çaldı, çağıralım da gelsinler şurada çalsınlar gibi bir şey olmadı.

Başer: Çok basit bir örnek vereyim, bu %100 Metal-Fest filan oluyor, gruplar açıklanıyor ya… Ben işte o festivallerden birine bir tanıdık buldum. Onunla festivalde çalmak isteriz diye telefonda konuşmak istedim. Adamın Romanya’ya gittiğimizden haberi yok mesela… Grubun ikinci albümünü yaptığından haberi yok…

Peki albümler nerelerde satılıyor? Erişimi nasıl sağlanıyor?

Başer: İnternet, internet satış kanallarından.

Bora: Şu an bütün dijital platformlarda var, ama ayrılacağız labeldan. Kendimiz yapacağız, üçüncü albümü.

Başer: Kendi Bandcamp sitemizi açıp herkese oradan sunacağız.

Berkay: Ama Spotify’da vardı bugüne kadar… Bilen bilir…

Konuştuklarımız bununla kalmadı, son günlerde birçok müzisyenin sancısı olan seyirci profili, müzik piyasasının müzikal üretimler üzerindeki etkisi gibi dertli konuları da konuştuk… Pek yakında!…

One thought on “Furtherial: Başka Bir Dünyanın Müziği

Comments are closed.