18.yy Klasik Avrupa müziğinin İskandinav cazı ve Ermeni folk müziği ile buluşması: Liberetto II

2014 yılında ACT etiketiyle çıkan İsveçli çellist/kontrbasçı Lars Danielsson’un önderliğini yaptığı Liberetto II , adından da anlaşılacağı üzere devam niteliği taşıyan bir albüm.

İlk adımlarını 2012 yılında çıkardıkları Liberetto I albümüyle atan quintet’e, bu albümde trompetiyle Arve Henriksen yerine yine bir ECM sanatçısı olan Mathias Eick eşlik etmiş. Albümdeki kompozisyonların çoğu yine ilk albümde olduğu gibi Lars Danielsson’a ait. Kompozisyonlar, armonik bağlamda barok ve klasik dönemin izlerini taşırken, aynı zamanda İskandinav cazının karanlık yapısını da barındırmakta. Bu yapıyla, dahi piyanist Tigran Hamasyan’ın soloları, Mathias Eick’in atmosferik tınıları ve John Parricelli efektli, karanlık gitar melodileri birleşince de ortaya oldukça etkileyici bir sonuç çıkmış.

Albüme yine ilk projede olduğu gibi efsanevi Esjborn Svensson Trio’dan tanıdığımız davulcu Magnus Ostrom eşlik etmiş. Ostrom’un bütün parçaları fırça kullanması ise albümün atmosferini farkli kılan sebeplerden biri.

Giderek karanlıklaşan, kızgınlaşan tavrı ve ortadaki karakteristik piyano solosuyla bir Tigran Hamasyan bestesi olduğu belli olan “ Swedish Song”a bir parantez açmadan geçemeyeceğim. Albümü ilk dinlediğim günden beri bende saplantı haline gelen bu şarkı, 5 zamanlı bir ritmin ne kadar ustaca kurgulanabileceğinin örneği adeta. Bu progresif yapıları caz ile ustaca harmanlayabilmek de Tigran’i günümüzün diğer caz piyanistlerinden ayiran en buyuk ozelligi.

( Aslinda ‘’Swedish Song’’, giderek sertleşen ve yoğunlaşan dokusu ile gerek stil gerek muzikal yapisi bakimindan da Tigran’ın 2015 yılında çıkardığı Mockroot albümünün de habercisi niteliğindeymiş . )

Swedish Song’ un üzerimde bıraktığı yoğun karanlık ruh hali hemen ardından gelen Eliat‘ taki umut dolu melodilerle yerini sakinlige birakiyor. Bu parçada melodilere sesi ve perküsyonlarıyla eşik eden isim ise Zohar Fresco.

Kısacası albüm, altın noktasına , müzikal zenginlik ve duygusal yoğunluk bakımınından bu iki parçayla ulaşıyor.

Her ne kadar bu iki kompozisyonu zirve olarak nitelendirsem de albümün kimliğini en iyi özetleyen parçanın, ana melodisiyle bana Mozart senfonilerini anımsatan ‘’Passacaglia’’ olduğunu belirtmem gerekir.

Siddetle onerdigim bu albümü yağmurlu veya hafif kapalı bir gün için saklamanızda da yarar var.

Şimdiden keyifli dinlemeler.