Hay Bin Kunduz

Kıvanç Kürkcü ve Yiğit Seferoğlu’nun oluşturduğu Hay Bin Kunduz, ilk albümü Insanlık Naaşı‘nı geçtiğimiz günlerde yayınladı. Hay Bin Kunduz ile grubun 4 yıllık birlikteliğinin bu ilk albümünü ve müziklerini konuştuk.

Hay Bin Kunduz 2012’de kurulmuş, fakat albüm geçenlerde yayınlandı. Hatta kendiniz de bu albüme giden süreci kısa bir manifestomsu yazıyla ifade ettiniz. Ama bir dinlemek isteriz sizden, grup nasıl kuruldu, bugünlere nasıl geldi?

Kıvanç Kürkcü: 2012 yazında Ankara’da Yiğit’le muhabbet ederken yaptığım bir şarkıyı dinlettim. Daha sonra biz de farkında olmadan Hay Bin Kunduz süreci başlamış oldu. Üniversite için Eskişehir’e taşındık. İnsanlarla tanıştık. Eskişehir’li müzisyenlerle ‘imtihan’ halinde dört yıl geçirdik. Hay Bin Kunduz’un müziği değişti, gelişti.

Yiğit Seferoğlu: Ve “İnsanlık Naaşı” isimli albümümüzle son halini aldı…

Sizi ben Sofar performansınızla duymuştum. Sofar ve benzeri oluşumlar, internet yayıncılığı vesilesiyle pek çok D.I.Y. (do it yourself) etiğiyle çalışan, kendi kendine üreten gruplara rastlıyoruz. Siz kendini bu kendi kendine üretme ve müzik piyasası içinde nasıl buluyor, nasıl konumlandırıyorsunuz?

 

Kıvanç Kürkcü: Benim açımdan müziğin nasıl üretildiğinin pek de önemi yok. Çağın getirilerinden faydalanma noktasından bakarsak tabii ki birçok genç müzisyen şarkılarını kolayca yüzlerce, binlerce insanla paylaşabiliyor. Ancak bu çok önemli bir noktayı atlamamıza neden oluyor bence: Teknik… Bizim bir üst jenerasyonun çıkarttığı müzisyenlere baktığımda en çok dikkatimi çeken şey bu oluyor. Evet bir heyecanla yapılıyor işler ancak özensiz ve alelacele bir durum da seziliyor. Bu “hız”, bizleri bir anda bambaşka bir kalıba sokabiliyor. Tanınmak, fiyakalı olmak vs… bir anda her şeyin önüne geçiveriyor. Bu belki de normaldir. Sonuçta zihnen en savunmasız çağlarında (ergenlik çağı) Batı’nın ‘star’ algısıyla şekillenerek büyüyorsun (Kurt Cobain’e, Layne Staley’e üzülüp, Jimi Hendrix gibi başını bağlıyorsun) ama bu topraklarda, bizim yetiştiğimiz kültürel kodlarda o “Rock’n Roll” durum pek yok bence… Velhasıl kelam, nasıl üretirsen üret ama niteliği ön planda tut ve “şarkı değil müzik yap” gibi bir akıma daha yakınım.:) En nihayetinde ambalaja değil, töze bakmak lazım.

Yiğit Seferoğlu: Müzik yaparken amacımız “do it yourself ” güruhun içine girmek değildi esasen. İmkanlarımız dahilinde bu akıma dahil olmuş gibi olduk. Her müzisyenin, sanatçının her insanın ayrı bir üslubu vardır. Bizim de kendimizce bir üslubumuz müzik dilimiz olduğunu düşünüyorum. Kendimizi de “herkes kadar ” farklı buluyorum. Müzik piyasası demek, bunu endüstriyel bir ürüne dönüştürmek ne kadar doğrudur bilmiyorum ama. Müzik yapan insanların içinde diyelim.

Siz bu grubun müziğinde yahut genel olarak hayatlarınızda kimlerden ilham aldınız/alırsınız? Kimleri dinlersiniz?

Kıvanç Kürkcü: Hay Bin Kunduz özelinde konuşursak; küçüklüğümden beri keyifle ve hüzünle dinlediğim Bülent Ortaçgil ve Fikret Kızılok sakinliğinin besteler üzerinde etkisinin büyük olduğunu görebiliyorum. Ancak yirmili yaşlarımın başında ben artık ‘ya gürültü ya sessizlik’ düşüncesindeyim. Gündelik hayatımda daha çok gürültülü müzik dinlemeyi seviyorum. Ve sınırda olma halinden ve en önemlisi özgüllük fikrinden çok ilham alıyorum. Deneyimlediğim bütün sanat alanlarında sınırda kişilikleri ve sanatçıları seviyorum. Benim asıl soluk alıp verdiğim alan tiyatro sahnesidir. Oyunculuk ya da yönetmenlik yaparken de sahneye koymaya çalıştığım kişilerde bu “sınırda olma” fikrinden hareket etme üzerine kurmaya çalışıyorum. Örneğin; tiyatro yazınında ve edebiyatta Antonin Artaud,Samuel Beckett, Sevim Burak, Ece Ayhan ve Oğuz Atay, müzikte Stravinsky ve 20.yüzyıl atonal müziği, (bu müziğin günümüzdeki izdüşümü diyebileceğim) ben ayrı bir yeri olan Swans, bunun yanında Einstürzende Neubauten, yerli sahneden Replikas, resimde Francis Bacon, felsefe ve düşün alanında ise (bir süredir kafa patlattığım) Gilles Deleuze… Hepsinin kendi disiplinlerinde birçok şeyi yıktıklarını ve bunu sadece kendilerine özgü olanı ortaya koyarak yaptıklarını görüyorum. Yıkım fikri bana her alanda ve disiplinde tahrik edici görünüyor. Sınırları, kimlikleri, cinsiyeti, iyi-kötüyü, güzel-çirkin’i yok etmeliyiz. Yaşasın yersiz-yurtsuzluk, göçebelik!  🙂

Yiğit Seferoğlu: Çok severek takip ettiğim insanlar var ama ilham aldığım insan için tam olarak bir şey söyleyemiyorum. Bazen babamdan, bazen Cem Karaca’dan, bazen Red Snapper’dan, bazen de Kıvanç’tan ilham alabiliyorum. Değişiyor yani…

Albüm sonrası gelecek için planlar nelerdir? Daha çok canlı performans izleyebilecek miyiz?

Kıvanç Kürkcü:  Bu şarkıların bir şekilde sonlanması gerekiyordu ve bu hedefle kayda girdik. Gerisini süreç içinde göreceğiz.

Yiğit Seferoğlu: Şu an için büyük vadede planlar yapmadık. Güzel bir tanıtım konseri planlarımızdan ilki…

Küllerinden doğdu,
Tazelendi duruldu.