Zifiri Karanlıkta Serbest Doğaçlama Deneyimi

Serbest doğaçlama, dinlemesi zor bir müzik, emek ve sabır istiyor. Çoğumuzun daha doğmadan bile maruz kaldığı tonal müziklerden, popüler türlerden çok uzak. Bu yüzden de insana tuhaf gelen ve hatta kimileri için korkutucu olabilen bir “çirkin ördek yavrusu”…

Geçtiğimiz günlerde, hayatımın en farklı deneyimlerinden birini yaşadım: zifiri karanlıkta bir konser dinledim, üstelik serbest doğaçlama konseriydi. Benim için maceralı ve bazen zorlu bir deneyimdi, ama denemeye kesinlikle değerdi.

Karanlık İşler, mahalle arasında bir çıkmaz sokakta, terk edilmiş izlenimi veren bir binada bulunan, insanı önce ürküten, sonra biraz daha ürküten, ama konsepti anlayınca heyecanlandıran bir mekan. Özelliği, zifir karanlıkta, başta konser olmak üzere yemek, söyleşi ve benzeri etkinliklerin düzenlendiği konsept bir yer. Amaçları da görme duyusunu geçici bir süreliğine kaldırarak diğer hislerin, başta işitme olmak üzere, farkındalığını arttırmak ve görme nedeniyle kendimize koyduğumuz bazı engelleri aşmak gibi önyargıların yıkıldığı, duyuların yeniden keşfedildiği bir tecrübe yaşamak/yaşatmak..

Yani Karanlık İşler’de katılacağınız herhangi bir etkinlik, hal-i hazırda son derece sıra dışı bir deneyim olacakken, bunu bir de serbest doğaçlama gibi başlı başına bir deneyim olan bir türde gerçekleştirmek, herhangi bir konser dinlemekten çok daha derin bir deneyim imkanı sundu bana.

Aslında serbest doğaçlama, tanımlaması  ve sınıflandırması oldukça güç bir kavram. Bu konuda en temel çalışmalardan birini yapmış olan Derek Bailey’e göre bile “Serbest doğaçlama o kadar çok değişik çalgıcı, o kadar çok değişik tavır, o kadar çok değişik kavram içeren bir faaliyettir ki, kendisi bile bunları tek bir isim altında toplayamaz.” Bu yüzden Hoca Nasreddin’in müziğini “serbest doğaçlama” olarak değerlendirirken bile tedirginim, zira doğaçlama kavramı oldukça çetrefilli bir kavram.

Bütün kavram tartışmalarını bir kenara bırakırsak, hiç görmediğimiz bir sahnede bir vokalist (ve kimi zaman kullandığı perküsyon aletleri), bir tenor saksofon icracısı ve bir kavalcı, bize tonalite ve kalıplara bağlı olmayan bir müzik çalmaktaydı. Çoğu insana göre -ki bu bahsettiğim insanlar, müzik anlayışını daha “bilindik, her yerde duyulan, belli kalıplar çerçevesinde yapılan müzikler” etrafından oluşturmuş,  sizin benim gibi sıradan insanlar bir yerde- müzik bile sayılmayacak bir tür, serbest doğaçlama da Hoca Nasreddin’in müziği de… Fakat bir doğaçlama grubunu, cidden dinlediğinizde, her bir sesin ve sessizliğin varlığını, tek başınalığını ve bir aradalığını duyabiliyorsunuz. Bu bağlamda zifiri karanlık, insanı görsel etmenlerden soyutlayıp sesin içine çekmesiyle işimizi kolaylaştırıyor ve bizi bu dış etkenlerde dinlemesi zor, ama odaklandığında bir o kadar heyecan verici olan müziğin içine çekiyor.

Her ne kadar tecrübe etmesi kadar olması da mekanın zifiri karanlıkta çeken kamerasının gözüyle konserden bir enstantane:

Karanlık İşler’e bir defa olsun mutlaka gidin, mümkünse de bir konsere gidin. Müzikle olan ilişkinizi ve dinleme eylemini yeniden keşfedecek, daha önce duymadığınız sesleri duyduğunuzu fark edeceksiniz.

Meraklısı için Karanlık İşler: http://www.karanliktayemek.com/

https://www.facebook.com/karanlikislerist/

Meraklısı için Hoca Nasreddin: https://open.spotify.com/artist/1sbYAL6MmMKru4BvPxxEWF