Uzaktan, ufaktan sesleniş…

Aslında uzun süren sessizliği Eindhoven’da müziğe dair neler olup bittiğini yazarak bozmayı planlıyordum. Yazmağa değer etkinlik kovalar dururken de aklımın bazı köşelerinde; Dynamo Metal Fest öncesi partilerde keşfettiğim grupları, Dommel nehri üzerinde Teknik Üniversite’nin göbeğine oturtulmuş müzik festivalini (Muziek op de Dommel) ve bu festivaldeki workshopları yazmak, sizlerle paylaşmak vardı. Ancak aklım, köşelerinde bekleyen tüm bu fikirleri unutuvererek başka başka yerlere uçup gitti. Uçup gitti diyorum, zira mevzuya çok uzaklardan ancak bu şekilde dahil olabilir diye düşünüyorum. Takip ettiğim kadarıyla, birçoğunuzun da bazı haberler yüzünden, benzer uçuş planlarına girdiğini düşünerek, tabiri caizse bir karşı yazı tuşa almak istedim.

Birkaç gün önce sosyal medyada, hayatımızda yeri pek özel müzisyen dostlarımızın, Dorock Bar Taksim’in kapanması / kapanmaması gibi durumlarıyla ilgili peyda olmuş bir panik ortamını dağıtmağa uğraştıklarını gördüm. Açıkçası hem sevgili eşimin (buraya taşınışımıza kadar geçen sürede) hem de en can arkadaşlarımın yıllardır sahnesine emek verdiği (hala o emek hali devam etmektedir), benim de kendimi evimde gibi hissettiğim, rock ve metal müziğin çok önemli bir kalesi olduğunu düşündüğüm, hatta yüksek lisans tezime konu ettiğim mekânla ilgili böyle bir söylentiye denk gelmek canımı fena halde sıktı. Uzaktan kaybolanları ve olup bitenleri izlemenin zorluğunu sanırım burada anlatmam imkansız. Neyse, sonra müzisyen arkadaşlarımızın yaptığı açıklamaya bakınca dedim ki, e tamam kısa bir tadilat süreci bu ve mekânın böyle işleri ramazana denk getirmesi şaşırtıcı değil zaten. Fakat sonra gördüm ki, Türkiye’de rock / metal müzikle ilgili güzel yazı ve haberlere yer verdiğini düşündüğüm internet sitelerinden bir tanesi öyle bir haber yapmış ve bu haber o kadar paylaşır hale gelmiş ki söylenti ve haberlere kulak asacak olursanız; Dorock Bar Taksim şubesi o ya da bu şekilde kısa bir süre zarfında kapanacak, Taksim’in bitirilme süreci içinde bu mekân da eriyip gidecek. Kulağa ne kadar ürkütücü geliyor değil mi? Habere olan öfkemden, herhalde birileri alel acele yaptıkları haberle sahiden böyle ürkülsün ve korkulan başa gelsin istiyor, diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bir iki gün gecikmeli olacak ama ben de buradan, uzak uzak bir yerlerden açıklayayım istiyorum durumu. Dorock Bar Taksim’in içinde yer aldığı binanın işletmesinin değiştiği ve mekânın da işletmesinin el değiştirme durumunun gündeme geldiğini belirteyim öncelikle. Bu durum doğru ve konuyla ilgili açıklamalar yapılmış zaten. Öte yandan, geçtiğimiz hafta da mekânda bir tadilat durumu söz konusu olduğundan, bazı gruplar başka bir mekânda sahne alma fırsatını değerlendirerek, sahne devamlılıklarını sağlamayı tercih etmişler. Bu müzisyen dostların müzikle hayatlarını kazandıkları düşünülürse, yeni açılmış bir mekânın da sahnesini ısıtmaları kulağa güzel geliyor doğrusu. Biraz üst üste gelmiş gibi görünüyor, ama panik yok! Peki şu an işletme ne alemde, derseniz; kendisinin de açıklama yapmasıyla açığa kavuştu ki, kimilerimiz müzikle ilgilisinden, başka mekanlardan ismini hatırlayacaktır; Tanju Can Dorock Bar işletmesini devralmış bulunuyor. Hatta sezildiği kadarıyla öyle Dorock Bar’ın duruşuna, konseptine de pek zeval gelecek gibi durmuyor.

Bir derin nefesi hak ediyor gibi durum, değil mi?

Bunların hepsi bir kenara; kimseye bir haber nasıl olmalı ya da haber yaparken kaynak güvenirliliği ne denli önemli gibi konularda ders verecek durumda ya da pozisyonda değilim. Ancak bir müzik okuru ve sözünü ettiğimiz müziğin cemaati (scene) içindeki insanları takip eden biri olarak, yazılan duygusal sosyal medya iletileri üzerinden bir haber yapmak, ciddi bir kitlesi olan mekanla ilgili böyle bir söylentiyi büyütmek pek akıl karı gibi gelmiyor. Gözlemlediğim, önceden tanıklık ettiğim kadarıyla da böylesi haberler ya bir talihsizlik sonucu ortaya çıkıyor ya da bir amaç için. Ben ilki olmasını tercih ederim. Ancak bu tür talihsizlikler de, son zamanlarda sokağa çıkarken birkaç kez düşünür olan insanları, mekânlardan ve müzikten daha da uzağa düşürmekten başka bir şey yapmaz maalesef. İşte tam da bu noktada dinleyiciye ve türün müdavimine  sıra geliyor. Farkındasınızdır, son yıllarda çok fazla kayıp veriyoruz. Sanatın her kolunda üstelik. Çok değerli müzik insanlarını kaybediyoruz. Çok sevilen içinde tarih dersi verilir cinsten mekânlar kapanıyor ve maalesef yalnızca seyirci kalabiliyoruz. Bunu ufak ufak da olsa değiştirmek mümkün ve dinler kitlenin elinde diye düşünüyorum . Üstelik, bir söylenti bile olsa Dorock Bar Taksim’in, o sahneye emek veren, cover geleneğini yaşatan müzisyenlerin, yeni yeni sahneye sarılan müzisyen adaylarının, bestelerini, albümlerini, müziğini her yoldan paylaşmaya çalışan insanların ve en önemlisi de müziğin yitip gitmemesi için, mekânlara, mekânlarımıza sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum. Yani, tamam işte orada duracakmış dursun, deyip mekânlara sırtınızı dönmeyin.

Lütfen, yıllardır yaptığınız en güzel şeyi yapmayı bırakmayın. Şehrin göbeğinde canlı müzik yapan insanların ve onlara sahne açan bir mekânın olması çok güzel bir lüks, özel bir paylaşım. Kıymeti bilinesi…